Tokkon | Tokat Konfederasyonu

“BİRLİK RAHMET, AYRILIK AZAPTIR”
Hadisi ŞERİF

Niksar Dernekler Federasyonumuzun Tuzla da gerçekleştirmiş olduğu yönetim kurulu toplantısına katılım sağladık

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN…

Tokat Konfederasyonu olarak, Ankara İl Milli Eğitim Müdürü görevine atanan kıymetli hemşehrimiz Sayın Murat Küçükali’yi makamında ziyaret

Tokat konfederasyonu Genel başkanı Sayın Ahmet Yılmaz ve beraberindeki heyet Türkiye Tes iş Genel Başkan yardımcısı Hemşehrimiz Sayın Hüseyin Özil beyi makamında ziyaret

Ticaret Bakanlığı Personel Genel Müdürümüz .Sayın Yasin Aydoğan bey ziyaret

Tokat konfederasyonu Genel başkanımız Sayın Ahmet Yılmaz ve beraberindeki heyet ile birlikte Tokat Valimiz Sayın Abdullah KÖKLÜ beyi makamında ziyaret

Tokat Konfederasyonu olarak Zile Kaymakamımız Sayın Çağlar Tekin beyi makamında ziyaret

Tokat ilimizde, Tokat Jandarma Alay Komutanımız: Kıdemli Albay Sn. Sabri KÜYÜK Bey’i konfederasyonumuz adına makamında ziyaret

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi rektörü hemşehrimiz Profesör Dr. Sn. Fatih Yılmaz Bey’ i Tokat Konfederasyonu ve Zile İlçe Milli Eğitim müdürümüz Sayın H. Bayram Polattimur Bey ile birlikte ziyaret

Önceki dönem Tokat milletvekillerimizden Sn. Zeyid Aslan Bey’in babasının vefatı nedeniyle TOKKON başkanımız Sn. Ahmet Yılmaz taziye ziyareti

Zile Belediye Başkanı Sn. Şükrü SARGIN Ziyaret

AKP İstanbul Milletvekili ve AK Parti Dış İlişkiler Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hemşerimiz Sn. Zafer SARIKAYA TOKKON Başkanımız Sn. Ahmet YILMAZ’ a ziyaret

Tokat Konfederasyonu 15 Temmuz Mesajımız…

TOKKON’ DAN KAN BAĞIŞINA DESTEK…

Tokat Konfederasyonu’ndan Tuzla Kaymakamı Sayın Ümit Hüseyin Güney’e Ziyaret

Tokat Konfederasyonu İstanbul Cemevi’nde Hemşehrileriyle Canlarla Muharrem iftarda buluştu…

GÜNDEME DAİR… HAYALDİ GERÇEK OLDU…

Tokat Milletvekilimiz Avukat Sait Mustafa Arslan Bey Ziyaret

Bağcılar Belediye Başkanı Sayın Yasin YILDIZ bey Ziyaret

İstanbul Milletvekili Hemşehrimiz Ak Parti Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Zafer SIRAKAYA Ziyaret

Eti senin kemiği benim

Okullar kapanıyor. Yaz tatili başlıyor. Binlerce aile için bu dönem, çocukların dinleneceği, gelişeceği ve yeni şeyler öğreneceği bir zaman dilimi anlamına geliyor. Kimi çocuk yaz kurslarına gönderilecek, kimi spor kulüplerine yazılacak, kimi de bir meslek öğrensin diye bir ustanın yanına verilecek.

Çocukların küçük yaşlarda sorumluluk alması, hayata hazırlanması ve meslek öğrenmesi elbette kıymetlidir. Ancak asıl mesele, onları kimin yanına emanet ettiğimizdir. Çünkü çocuklar sadece iş öğrenmez bulunduğu ortamın dilini, davranış biçimini, insan ilişkilerini ve karakterini de öğrenir.

Birçok çocuk, yaz tatillerinde ya da okuldan arta kalan zamanlarda ustaların yanına çırak olarak veriliyor. Bu, doğru koşullarda değerli olabilir. Ama çoğu zaman çocuk sadece iş öğrenmiyor bağırılmayı, aşağılanmayı, değersiz hissetmeyi de öğreniyor. Çünkü bazı ustalar, halâ meslek öğretmenin yolunun sertlikten, bağırmaktan, azarlamaktan geçtiğine inanıyor. Oysa usta olmak sadece işi öğretmek değildir. Usta olmak, çocuğun gözünün içine bakarak onu insan yerine koymaktır. Değerli hissettirmektir. Küçümseyerek değil, sabırla, nezaketle yetiştirmektir. Karakter kazandırmaktır. Ustalık, sadece el becerisi değil, insanlık örneği olmayı da gerektirir.

Çocuklarımızı kendimiz büyütelim. Onların karakterlerini şekillendiren ilk ve en önemli etken biziz. Bu sorumluluğu başkalarına devretmeden önce çokça düşünmeliyiz.

Anne babalar olarak bizler de sorumluyuz. Çocuklarımızı bazen nereye gönderdiğimizi sorgulamıyoruz bile. Oysa en kıymetli varlıklarımızı, karakterleri daha yeni yeni şekillenen çocuklarımızı, çoğu zaman hiç tanımadığımız, nasıl biri olduğunu bilmediğimiz insanların yanına bırakıyoruz.

Hiç kimse elindeki bir gram altını sokağa bırakabilir mi?
Cebindeki parasını, tanımadığı birine verip yarın gelip alırım diyebilir mi?
Ya da arabasının anahtarını, hiçbir güven duymadığı birine teslim edebilir mi?

Peki ya çocuklarımız?
Çocuklarımızı teslim ettiğimiz öğretmenleri, yaz kurslarındaki hocaları, sanayideki ustaları, restoranda çalışan yöneticileri, anaokulundaki eğitmenleri ne kadar araştırıyoruz? Ne kadar sorguluyor, ne kadar takip ediyoruz? Oradaki ortamın sadece bilgi mi verdiğini, yoksa kişiliğini ve ruhunu ezip ezmediğini ne kadar inceliyoruz?
Çocuklarımız, bir yere bırakılacak bir eşya değil, özümüz, yüreğimiz, canımız, ciğerimiz, geleceğimizdir.

Geçenlerde Leyla Navaro’nun Gerçekten Beni Duyuyor Musun? adlı kitabını okurken dikkatimi çeken bir bölüm oldu. Leyla Navaro’nun ifadesiyle, kitabında bir yerde şöyle geçiyor.
“Bir anne, çocuğunun kıyafetini değiştirirken bile ondan izin almalı.”
Belki çok küçük bir detay gibi görünür.
Bu, çocuğa verilen ilk mahremiyet bilgisidir.

Düşünün ki bir anne, çocuğunun üstünü değiştirirken bile onun rızasını gözetirken bazı ustalar, çıraklara bağırarak, küçük düşürerek, aşağılayarak terbiye ettiğini sanıyor. O çırak, bir meslekten önce şunu öğreniyor.
“Ben değersizim. Benim sınırlarım yok.”

Oysa çocuklarımıza en çok öğretmemiz gereken şeylerden biri, kendilerine saygı duymayı öğrenmeleridir. Kendi değerini bilen bir çocuk, hem işine hem insanlara saygılı olur. Şahsiyet, küçük yaşta örselenirse, bir ömür yerine gelmez. Karakter dediğimiz şey, sadece doğrularla değil, maruz kaldığı tutumlarla da inşa edilir.

Bu yüzden çocuklarımızı kime, nereye emanet ettiğimize çok kez düşünmeden karar vermemeliyiz. Bu bir sanayi ustası olabilir, bir yaz kursu, bir spor kulübü, bir atölye ya da bir camideki Kur’an kursu dahi olabilir. Kurumun ya da mesleğin adı değil önemli olan, çocuğun orada gördüğü muamele, hissettiği değerdir.

Kimseyi töhmet altında bırakmak istemem. Elbette işini hakkıyla yapan, çıraklarına hem meslek hem insanlık öğreten çok kıymetli ustalar var. Ama ne yazık ki saygısızlığı terbiye metodu sanan geniş bir kesim var.

“Etin senin, kemiği benim” sözü kadar, çocuğun üzerinde karşı tarafa hoyratça hak tanıyan başka bir yaklaşım yoktur. Anne baba olarak her hakkı kendinde görme cüretkârlığıdır bu.

Hiçbir anne baba, çocuğunu tamamen bir başkasına yüzde yüz tasarruf hakkıyla devredemez. Çocuk, Allah’ın emanetidir. Ve bu emanetin gereğini yerine getirmek, korumayı, kollamayı, örnek olmayı, haklarını gözetmeyi gerektirir.

Dolayısıyla kimseye sınırsız davranma hakkı tanıyamayız. Hele ki onu hor görme, ezme, değersizleştirme gibi tutumlara asla göz yumamayız.

Erdal Elibüyük

0 Paylaşımlar

Bunları da sevebilirsiniz