Şu içerikte bir metin yazsak, bu metnin içeriği ancak “ben Tohatlıyım gardaş” diyenleri etkiler. Bu metinden haberi olmayanların Tokat ilinden de haberleri olacakları anlamını da beklemeyiz. Metin şu; “Tokat, medeniyetlerin merkezi olan Anadolu’ da, zengin doğal kaynakları, jeostratejik konumu nedeni ile, beyliklerin, devletlerin ve imparatorlukların yaşama ve fetih alanı olmuştur. Orta Karadeniz dağlarından güneye, Anadolu’nun içlerine doğru, değişik rakımlarda dizi dizi yaylalar, ovalar, bağ ve bahçeler içindeki akarsularıyla, İlimiz, canlı ve zengin tarihinin izlerini bugün de yaşatmaktadır.”
Halbuki ilimizin tanıtımı için beylik laflar yerine icraya yönelik çalışmalar yapabiliriz.
Malum bu 24 Nisan’da Ermeni Soykırımı palavrasını ABD başkanı Biden ateşledi. İşte bu durumu Tokat olarak değerlendirebiliriz. Hem ülkemiz hem de ilimiz adına fayda üretebiliriz.
Algı, olgu, propaganda çağındayız.
Batı bütün şer yapılanmalarını bu kavramların üzerine inşa ederek bütün gereksiz fikriyatını ve yaşam şeklini hayatın olmazsa olmazları arasına sokabilme becerisini ortaya koymaktadır.
Desek ki biz de misl;
Öldürmeden, sömürmeden, çalmadan bir gün dahi dünyada yaşama umudu olmayan haydut Amerika ve Batı’ya, rezilliklerini hatırlatacak anıt ve panaromik müzeler inşaa etmeliyiz.
Soykırım anıtı ve müzesi yapalım.
Tokat’ımız da!..
Kızılderili, Maya, İnka, Aztek üzerinden tüm Amerika…
Ruanda başta olmak üzere tüm kanlı mazisiyle sömürülen kıta Afrika…
Bugün hala devam ettirilen gözyaşı coğrafyaları Myanmar, Suriye, Doğu Türkistan ne varsa…
Amerika, Fransa, Almanya, Hollanda, Portekiz, İspanya, Belçika, Rusya, Çin daha ne varsa sömürgecilik tarihinin aktörleri… İnsanlığa zalimlerini hatırlatalım.
Bir yerden başlanmalı değil mi? Bu başlangıç yeri Tokat ilimiz olamaz mı?
Bir de terör belası malum…
Kardeşi kardeşe kırdıran…
Dinsiz, imansız, ahlaksız Pekaka’ nın ülkemizin son 50 yılında açmış olduğu yaraların acısı tanımlanır gibi değil.
Anlatabildik mi bu alçaklığı hem dünyaya hem de insanlarımıza…
Film yoluyla misal?
Diyarbakır annelerinin anlatacağı yürek burkan, ibretlik çok insan hikayeleri var.
Masumiyet Apartmanı, Kırmızı Oda, Camdaki Kız gibi gerçek hayattan uyarlandığı söylenilen hikayelerden çok daha fazla gerçekçi hikayelerin bu toplumla yüzleştirilnesi gerekmiyor mu?
Diyarbakır Anneleri ve onların şanlı direnişleri bir dizi film projesiyle topluma mal edilmeli.
Fehmi Demirbağ